SAHİH-İ MÜSLİM

Bablar Konular Numaralar

AHMED DAVUDOĞLU

430 - 433 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:

 

Bu hadisin bütün asıl nüshalarında Sidre-i Münteha'nın altıncı semâda olduğu rivayet edilmektedir. Halbuki İsrâ hadisinin Enes rivayetlerinde onun yedinci katta olduğunu görmüştük. Kaadî îyâz o rivayetin esah olduğunu söyledikten sonra: «Ekseri ulemânın kavli de budur. Münteha ismi verilmeside bunu iktiza eder» diyor. Nevevî : Bu rivayetlerin arasını cem etmeye çalışmış ve: «Sidrenin kökü altıncı katta büyük bir kısmı da yedinci katta olabilir. Çünkü onun son derece büyük olduğu malumdur. Hali (Rahimehullah) «Bu ağaç yedinci kattadır. Bütün semâvatı ve cenneti gölgelendirir, demiştir.» şeklinde mütealaâ yürütmüştür.

 

Sidre-i Münteha hakkında Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır «Hak dini Kur'ân dili» tefsirinde aşağıdaki malumatı vermektedir.

 

Münteha: İsmi mekân ve masdar-ı mimi olabileceğine göre nihayet sidresi veya son haddin sidresi mefumunu ifâde eder bir isim olmuştur. Sidre, yukarılarda da geçtiği üzre bir ağaçtır. Kamus tercümesinde: «Sidr» sinin kesri ve daim sükunu ile şecere-i nebk ismi dir ki Arabistan kirazı tabir olunur. Trabzon hurması o nevidendir. Müfredi Şiiredir. Cem'i siderât ve sidirât ve sider ve südür gelir ve şecere-i mezbur iki gunâ olur. Biri Büstânî'dir ki yemişi hoş olup yaprağı ile de gaslolunur. Birisi berridir, ki yemişi kekre olur. Ve ikisininde gölgesi begayet koyu ve. lâtif ve hafif olur,» denilmiştir.

 

Bu maddede bir hayret mânası da vardır. Seder ve sederât göz kamaşmak ve hayran olmak demektir. Bundan bina-i nev'i olduğu zamanda bir nevi tahayyur ifade eder müfessirin Sidre-i müntehâyı her iki mânaya işaret ederek tefsir etmişlerdir.

 

1 - Sidre-i Münteha arşın sağından yedinci semâda bir hadiste de altıncı semâda bir nebk ağacıdır ki; müttekilere mev'ud olan cennetteki nehirler (Sure-i Muhammed) onun altından kaynar. Hz. Peygamber'den bunun vasfında meyveleri Kılâl-i Hecer ve yaprakları âzan-i fiyele gibi: «bir şecere ki rakip  gölgesinde yetmiş sene gitse kat edemez. Bir yaprağı ümmetin hepsini örter», «bir şecereki Râkib gölgesinde yüz sene gider katedemez ve bir yaprağı bir ümmet bürür» gibi haberler nakledilmiştir. Bunda bütün âlern-i halkın ecrâm ve eb'âdı ile Müntehâyı teşekkülâtı, âlem-i Emir hududuna çekilmiş bir ağaç, bir şecere-i kevn  olarak  gösterilmiş görünür    İbni    Mes'ud'den de

 

«Sidre-i Münteha cennetin uçlarındandır. Üzerinde Sündüs ve Istebrak'in etekleri vardır.» diye rivayet edilmiş olmakla Keşşefta :

 

«Galiba bu ağaç cennetin ucunda ve sonunda olacaktır denilmiştir.»

 

İbni Abbas ve Kâ'b 'dan nakledildiğine göre; Sidre-i Münteha arşın altında bir sidredir ki; gerek melek ve gerek Nebiy ve gerek sair mahlukattan her âlimin ilmi nihayet ona müntehi olur. Ondan ötesi gaybdır. Allah 'tan başkası bilmez. Yahut Dahhak 'tan rivayet olduğu üzere emri ilâhiden her şey ona müntehi olur. Ondan ileri geçemez. Hep bu kaviller Münteha denilmesinin vechini beyan gibidir.

 

2 - Fahr-i Râzi 'nin birinciden sonra kaydettiği bir kavle göre de; sidre «Râkib» den rikbe gibi binâ-i merre olarak Sidre-i münteha hayret-i kusvâ son derece hayret demektir. Yani akılların hayrette kaldığı, daha fevkinde hayret tasavvur edilemiyecek vecihle son derecede hayrette kaldığı makamda Hz. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hayrette kalmadı, şaşmadı, kaybetmedi, gördüğünü gördü. Maamafih yine Râzî' derki: Sahih olan evvelki vecihtir...»

«Ebu   Bekr   hadisinde geçen

 

«Altından pervaneler» yerine bazı rivayetlerde «

 

«Altından çekirgeler»   denilmiştir. Burada her iki rivayetten maksad

 

Sidre-i Müntehâyı kaplayan tecelliyatın sayılmayacak derecedeki güzelliği ve çokluğudur.

 

Aynı rivayette geçen «Mukhimat» in mânası insanı helak eden ve cehenneme sürükleyen büyük günahtır. Hadisin bu cümlesinden murâd o ümmetten olup şirk koşmadan ölenlerin büyük günahlarının affedilmesidir.    Nevevî 'nin beyanına göre affetmek hiç azap etmemek değildir. Çünkü şer'i delillerle ve icma'ı ümmetle sabit olmuştur ki; bazı âsi mu'minler azap göreceklerdir. Maamafih bu cümleden husus kasdedilmiş olmak ta muhtemeldir. Yani bu ümmetin bazı fertlerine azap yüzü göstermeden büyük günahları affolunacaktır. Allah-u Alem

 

Ebur-Rabî' rivayetinde Hz. Abdullah b. Mes'ud

 

«Yemin olsun ki, o Rabbinin en büyük âyetlerinden bazılarını görmüştür.»

âyet-i kerimesini Resulullâh {Sallallahu Aleyhi ve Sellem) , Cibril'i altı yüz kanadı ile yani kendi şekli ile gördü diye tefsir etmiştir. Bu bâbta yine Elmalılı merhum şu malumatı vermektedir.

 

«Kavs malum ki; yay demektir Kaâb da yayın kabzası ile kriş mahallinden iki köşe aralığına denir ki; bir yayda iki Kaâb bulunur. Bu mâna ile bazıları kalb tariki ile bir kavsin iki kaâbı demek olabileceğini söylemişlerdir. Yani kabzası ile kirişi arasına da kaâb denilebildiği söylenmiştir. Mızrak: Rumh, değnek: savt, arşın: zira', kol, boy, kulaç: Bâ, adım' Hat ve, karış: Sibr, şerre, Fitr, parmak: isb'i uzunluk ölçüsü olarak kullanılmış olduğu gibi kavs te öyle bir uzunluk mikyası olarak kullanılmıştır. Hicaz lügatinde kavs arşın mânasına geldiği ve İbnî Abbas 'dan burada bu mânaya olduğu da söylenmiştir. Buna göre «iki kavsin kaâbı» iki arşın kadar demek gibi olmuş oluyor. Lâkin burada, daha güzel bir mâna nakledilmiştir. Şöyleki:

 

Araplar cahiliyetinde bir ittifak için andlaşacakları zaman iki yay çıkarır birini diğerinin üzerine koyarak ikisinin kaâbını birleştirir sonra ikisini beraber çekip onlarla bir ok atarlar: Bu onların her birinin rızası diğerinin rızası, gadabı diğerinin gadabı olup hilafı mümkün olmayacak vecihle ahidleştiklerini işaret olurdu. Bu mânada kaâb mikdar mânasına değil iki kavsin birlik manzarasını gösteren kabza ile kiriş arası oluyor.

 

Görülüyor ki bu mâna hem o birinden daha ziyade bir yakınlık tasvir ediyor hemde manevi bir kurbe işaret ediyor...»

 

Binaenaleyh İbni Mes'ut' (Radiyallahu anh) *ın tefsirine göre âyet-i kerimenin toplu mânası şöyle oluyor: «Cibril (Aleyhisselâm) o yüksek ufuktan Resuli Ekrem (Sallallahu Aleyhİ ve Sellem)'e doğru öyle yaklaştı ve sarktı ki aralarında ancak üst üste konmuş iki yayın biribirlerine olan mesafesi kadar yahut daha yakın bir mesafe hasıl oldu.» Bittabi bu âyet-i kerimeyle manevi yaklaşmaya işaret buyrulmuştur. Bu âyet-i kerimeye daha başka türlü mâna verenlerde vardır.

 

Müslim'in Ebu Bekr rivayetinde Abdullah b. Mes'ut:

 

«Gönül gördüğünü tekzip etmedi.» âyetini : «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Cibril'i görmüştür» şeklinde tefsir etmiştir ki; bu onun mezhebidir. Cumhuru müfessirine göre ise âyetten murâd Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in rabbini görmesidir. Allah'ı gördü diyenlerden bazıları kalbi ile gördüğüne diğerleri gözü ile gördüğüne kaildirler. Enes  (Radiyallahu anh) ile îkrime Hasen ve Rebi'in mezhebi budur.

 

Ubeydullah b. Muaz rivayetinde İbni Mes'ut Hazretlerinin:

 

«Yemin olsun ki, o Rabbinin en büyük âyetlerinden bazılarını görmüştür.» âyet-i kerimesini yine: «Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Cibril 'i kendi sureti ile altı yüz kanatlı olarak görmüştür,»

 

diye tefsir etmiştir. Büyük âyetlerden birinin Cibril (Aleyhisselâm) olduğunda şüphe yoksada tamamının ne olduğunu bilmeye bizim için imkân yoktur. İbni Mes'ud'un bu kavli ekseri Selefin mezhebidir. Dahhak'a göre bu büyük âyetlerden murâd Sidretu'l-Münteha'dir. Bazıları Refref olduğunu söylemişlerdir.

 

Bakara suresinin Son âyetlerinden murad : O âyetlerin mânâ ve medlulleridir. Yoksa Bakara Suresi Medinede inmiş, Mi'rac ise Mekke'de vâki olmuşdur. MaamafihMi'râc gecesi vasıtasız, bilâhare Cibril vasıtasıyle inmiş olması da mümkündür. Bakara Suresi'nin son âyetleri. Allahın bu Ümmete olan rahmetini, onlara hafif emirler teklif buyurduğunu günahlarını afv ve kendilerini kâfirlere karşı muzaffer kıldığım beyan etmektedir.